Z .
Kamusal mekânı kavrayışımıza ilişkin ele alabileceğimiz en kritik soru “kamusal mekân neden bu kadar kıymetli?” sorusudur çünkü aslında kamusal mekânı ontolojik bir kavrayış çerçevesinde çözümlemeden mekânı ve genelde kenti kavrayışımıza ilişkin her tür değer problemi sorusu bir tarafıyla hep boşlukta kalacaktır. Bu değer problemini çözmek için bize oldukça doyurucu cevaplar veren Levinas ontolojisinde, örneğin, dünya üzerindeki varlığımız, öncelikle ilişkide olduğumuz varlıklar ve şeylerle bir kuşatılma ve onun getirdiği olanaklar –ile varolmadır.1 Levinas’ın ele aldığı biçimiyle, oluş, öz (esse) ve başka (autre) arasında bir sürekliliktir. Çünkü öz kendi etkinliğini kesintiye uğratmaya yönelik her türlü hiçlik aralığını doldurarak “süreklilik” etkinliğini sürdürür.
I .
Bu süreklilik arzusu, Levinas’a göre “Esse interesse” dir. Yani “öz çıkar bulmaktır” Sözcüklerin kökensel anlamlarına bakarsak , latince’de esse “varlık” anlamına, inter de “ara” anlamına gelir. Bu şekliyle “Esse est interesse”, “varlık aralarda varolandır” ya da “varlık, varlıkların arasındadır” olarak okunabilir ancak Levinas bu kalıbı “intéressement”ı ilgilenmek anlamında “bir çıkar bulmak” olarak kullanır. Bu anlamda varlık, başka’ya yönelmiştir ve başka’lık üzerinde yol alır. Var-oluş aslında bu yönelimde (conatus) yani varlığın başka’ya doğru girişimindeki müzakere ve çatışmadadır. Bununla beraber, başka –ile varolmayı ve varlığın her tür hiçlik aralığına doğru “intéressement” ile kendini sürdürmeye yönelmiş olduğunu anlıyoruz.
II .
Bu anlayış bize temel varoluşumuz adına en kıymetli durumun aslında öncelikle “girişim” ve “ziyaret”te olduğunu söyler. Varoluşumuz ile ilgili bütün edimlerimiz ve eylemlerimiz bu kamusal mekânda gerçekleşir. Kamusallık bu manâda aslında bu girişim ve ziyaretlerin mekânıdır ve bu bağlamda değerlidir ve kamusal mekân – aslında – başka ile “müzakere”de anlam kazanır ve bu yaşantıların katmansallığında değerlenir.
III .
İmkanmekan atölyeleri dizisinde, 2010 atölyeleri içinde yer alan ilk atölye bu bakışın ürünü olarak 06 Şubat 2010 tarihinde Taşkışla doktora odasında gerçekleşen APART•MAN atölyesi, daha çok bir yuvarlak masa toplantısı veya ‘debate’ olarak ele aldığımız tasarlanmış bir tür buluşmaydı. 12 grubun ve yaklaşık 30 kişinin katılımıyla gerçekleşen bu atölye belki de ilk kez mimari ölçekte kentlerde ikâmetin en yaygın biçimde gerçekleştiği apartman olgusunu kamusal mekân perspektifinde ele alarak; giriş katında, çatı kotunda, sokak veya arka bahçe ile ilişkisinde, sağır cephesinde belki balkonlarında hatta bizzat kurgusal olarak ele alınışında apartmanın bize hangi ‘imkan’ları sunabileceğini tartıştı.
IV .
Konuyu ele alışların neredeyse tamamının – temelde – apartmanda ikâmeti; “başka – ile varolma” biçimlerimizi yeniden düşünmek üzerine kurulu öneriler ve apartmanı bir olgu olarak baştan ele alan kavrayış eksenleri üzerinde gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Gündelik yaşantının tüm eklemleri – bir kedinin apartman ile kurduğu gündelik ilişkiden , kapıcı olgusunun apartmanı dönüştürme olanaklarına kadar – tartışılırken belki de adı konmayan en önemli çıkarım, kamusal mekandaki girişim ve ziyaretin ve “ara”daki varoluşumuzun bizi dönüştürme gücüne dair bir inancımız olduğu idi. Bu anlamda diyebiliriz ki, yaşantımızın pek çok halihazır olgusu ile ilgili sorunlarımız, temelde kamusal mekanı kavrayışımıza ilişkin değer algımız ile ilgili. Ve biz bu değer algısını dönüştürmedikçe, hem “ara”ları yok ederek kompartmanlaşacak ve başka – ile varoluşumuzun gücünden mahrum kalacağız, hem de kentselliğin bizi daha çok “ara”larda yakalayan medeniyet algısını kendimize
epey uzak tutacağız.
Hakan Tüzün Şengün
1 Emmanuel Levinas , “Le temps et l’autre” , (1948), Fata Morgana , 1979 , s.27