Apar(a)t-man

19 Mayıs 2010

Apar(a)t-man projesi iletişimsiz olan sağır duvarların sahip oldukları potansiyelleri açığa çıkartmayı hedefler. Mimari temsil araçlarından cephe ve kesitin sahip oldukları bilgiyi yorumlayarak, duvarın dış cephe olma karakterini kesite çevirerek içi dış yapar.

Sokak yaşantısıyla ev hayatı arasındaki sınırı belirleyen apartman bir kabuk olarak düşünüldüğünde, farklı özel hayatların üst üsteliği ve eş zamanlılığıyla da kendi içine katlanan bir kabuk niteliği kazanır. Bu içe katlanma durumunda kendi içinde de kamusal, yarı kamusal ve özel alanlar yaratır. Kamusal alanla özel alanın sınırında yer alan apartman, sıkça rastlanan sağır duvarlarıyla bu iki durum arasındaki gerilimi arttırır. Herhangi bir şeffaf yüzeye sahip olmadığı için hem içerideki hayatın dışarıdaki hayatla olan görsel ilişkisini koparır, hem de dışarıdaki insanın içeriyle ilgili ipuçları elde etmesine engel olur. Sağır veya kör duvar olarak nitelendirilen bu yüzeyler, kamusal ile özel alan arasındaki iletişimi ortadan kaldırırlar. Kentsel bir arayüz olma potansiyeline sahip sağır duvarlar, sadece yüzey olarak varlıklarını sürdürürler.

Apar(a)t-man projesi iletişimsiz olan sağır duvarların sahip oldukları potansiyelleri açığa çıkartmayı hedefler. Mimari temsil araçlarından cephe ve kesitin sahip oldukları bilgiyi yorumlayarak, duvarın dış cephe olma karakterini kesite çevirerek içi dış yapar. Dışa dönük olan cephe, iç ve dışın birlikte gösterildiği, içerisine “yaşam”ın da dahil edildiği kesite dönüşerek, kamusal alanla özel alan arasındaki sınırı yeniden sorgulatır. Apartman sakinlerinin yaşamlarından alınan bir kesit, grafik tasarım olarak cepheye yansıtılır. Böylece üst üste eş zamanlı hayatlar süren çeşitli bireylerin farklı yönleri dışa yansıtılmış olur. Özel mekan, kamusallaşır, kamusal alan da özele döner. Grafik tasarımla oluşan yeni yüzey; kamusal alanı özele, özeli de kamusala dönüştüren
bir aparat haline gelir.

apartman-oa

KATILIMCILAR

blog comments powered by Disqus

imkanmekan yolda

“İstanbul metrosu dakik işliyor, içi pirüpak, kimse
kimseyi taciz etmiyor. Bu size de garip gelmiyor mu?
Ne de olsa otobüse de metroya da binen -aynı- İstanbul
halkı, ama metro vagonları ilk günkü gibi; koltukların
üzerinde ne telefon numaraları ne de içinden zikzaklar
geçen kırık kalpler çizilmiş”
— Itır Arda, 2003
“Yolda atölyesi” kentlinin çoğu zaman zorunlu kamusal
mekanları olan, gündelik yolculuklarının geçtiği taşıt [...]