İstanbul dünyanın en özgün metropollerinden ve kaçınılmaz olarak da en yoğunlarından, renklilerinden birisidir. Buna rağmen şaşırtıcı bir biçimde geniş anlamlarıyla sanat, tasarım, düşünsel üretimi ve bunların uluslar arası yayınalarda, filmlerde, müzikte veya interenette kapladığı alan farkedilmeyecek kadar küçüktür. Benzer şekilde tarihi yarımadayı ve haliçi en güzel açılardan gören Haliç Doğu Sahil Şeridi oldukça vasat, kamusallıktan ve belleklerden uzak bir hayat sürmektedir.
Bu projeyle, genel yaklaşımın aksine fiziksel alanda olabildiğince az iz bırakan ancak küresel ağda ve deneyim
olarak akıllarda kapladığı mekanın geniş olduğu işlevler aşılamayı kısacası Camialtını bir düşünsel üretim fabrikasına dönüştürmeyi önermekteyiz.
Santral İstanbul gibi projeler kurumsal olarak düşünsel üretimi desteklese de yaratıcılık kişisel bir sürectir. Buna yönelik Camialtı Tershane Atölyelerinin bölmelerle yüzlerce sanatçıya ve tasrımcıya ev sahipliği yapcak biçimde stüdyo küplerine dönüştürülmesi projenin ilk aşamasıdır. Asıl önemli aşama ise bu stüdyolar çiftliği üyelerinin bu dev mekan için üretmeleri-kentli için bir yer haline getirmeleri; tasarımcıların “atmosferlerini” inşa etmeleridir.
Tasarımcılar ve sanatçılar bu büyük hangar içerisinde kendi küçük
dünyalarını tasarlamaktadır. Kitap okumak, piknik yapmak,
film izlemek, hayal kurmak, dans etmek, resim yapmak
gibi birçok yaratıcı dinlenme aktivitesine zemin olacak onlarca küçük
ütopya kentler inşa etmektedirler. Değişim, çokluk, çeşitlilik
tüm bu yapay atmosferlerin tek ortak yanıdır. Minyatürk de bu önerıye
küçük bir alanda birçok farklı dünyayı biraraya getirmeye çalışması
bakımından benzerdir. Ancak Minyatürk varolan eserleri tek boyutlu
temsil nesnelerine, yani neredeyse bir telefon rehberine
indirgemekte, eserlerin özgünlüğünü, “biricikliğini” sömürmektedir.
Hangarlar için önerilen atmosferler ise düşünsel üretimin en çok
ilham aldığı kişisel hisler ve deneyimleri tetiklemeyi amaçlamaktadır.
Hayaller Odası (Atmosferler 2)
Sonuçta karşımıza çıkan sahne; tershanenin yeni yerlilerinin
gözünden çerçevelenen hangarlar, etkileyiçi ölceği ve strüktürel
rasyonelitesi ile neredeyse yaşayan bir Magritte tablosudur.
Proje, rant ve aynı zamanda tarihi değeri bu kadar yüksek olan bir
mekanda kalıcı olma kaygısı taşımamaktadır. Daha çok düşüncelerde
ve hafızada ne kadar yer alabildiği ile ilgilenmektedir.



Apartman