Dantel

12 Ağustos 2010

Dantel dönüşüm aşamasında güçlü olan ilk şeyi tanımlamayı amaçlar. Tohum niteliğindeki bu tetikleyici, geleceğe yönelik olası gelişmelere gebe bırakıcı bir durum oluşturur. Açık bir sistem olarak kurgulanan bu projede üreme potansiyeli olan bu başlatıcı, sonsuz gelecek kombinasyonlarını mümkün kılar.

Bugün işlevini yerine getirmeyen yoğun bir endüstriyel hafızaya sahip Haliç’teki Camialtı Tersanesi boş mekanları ve biten tersane yaşantısıyla dönüşümü beklemektedir. Dantel dönüşüm aşamasında güçlü olan ilk şeyi tanımlamayı amaçlar. Tohum niteliğindeki bu tetikleyici, geleceğe yönelik olası gelişmelere gebe bırakıcı bir durum oluşturur. Açık bir sistem olarak kurgulanan bu projede üreme potansiyeli olan bu başlatıcı, sonsuz gelecek kombinasyonlarını mümkün kılar. Her durum için kendini var ederken, eklenen yeni oluşumlara da uyum sağlayarak ara durumlar yaratır. Dönüşüm sürecinin yerel ölçekte başlamasını sağlamak amacıyla mahallelinin projeye dahil edilmesi önemlidir. Sert bir dkuya sahip, maskülen özelliği öne çıkan tersanede değişimi başlatacak tohumun feminen ve evcil bir niteliğe sahip olması hedeflenmiştir. Mevcut durum ve eklenecek yeni oluşumlar arasındaki bu zıtlığın yaratacağı gerilim farkındalık açısından önemlidir.

Üreme potansiyeli olan, eklemlenerek çoğalan, feminen ve gündelik hayatın bir parçası olan evcil dantel; sürecin başlatıcısı olarak tanımlanmıştır. Metaforik anlamının yanında strüktürel olarak da kullanılması düşünülen dantel, konumlandığı noktanın potansiyeline ve gelecek öngörüsüne göre kendisini var edecektir. Bazı yerlerde ev hanımlarının ördüğü kullanılırken, bazı yerlerde işlenmiş metal profillerin eklenmesiyle oluşan strüktürel motifler kullanılacaktır. Böylece gündelik hayata dair sıradan deneyimler tersanenin bir parçası haline gelecektir. Dönüşüm sürecinde önerilen işlev ne olursa olsun yapılan dantel ekler tersanenin bir parçası olarak orada olmaya devam edecektir.

dantel-1_ozanzeynep_a

KATILIMCILAR

blog comments powered by Disqus

imkanmekan yolda

“İstanbul metrosu dakik işliyor, içi pirüpak, kimse
kimseyi taciz etmiyor. Bu size de garip gelmiyor mu?
Ne de olsa otobüse de metroya da binen -aynı- İstanbul
halkı, ama metro vagonları ilk günkü gibi; koltukların
üzerinde ne telefon numaraları ne de içinden zikzaklar
geçen kırık kalpler çizilmiş”
— Itır Arda, 2003
“Yolda atölyesi” kentlinin çoğu zaman zorunlu kamusal
mekanları olan, gündelik yolculuklarının geçtiği taşıt [...]