SÖYLEŞİLER » Monthly Archives
Tabela: Kent Hayatına Yön Veren Görseller
KATILIMCILAR
- Burak Altınışık,
- Efe Duyan,
- Saitali Köknar,
- Ömer Kanıpak .
Reklamlar, yönlendirici tabelalar, bilgilendirici tabelalar, dükkan/kurum tabelaları, dev logolar, bayraklar/Atatürk imgeleri, dolmuş/otobüs tabelaları, indirim yazıları, dev çıkartmalar, cephe kaplamaları, posterler, sokak sanatı örnekleri, üstü boyanmış ya da açık soganlar, aşk ilanları, ramazan mahyaları, yılbaşı süsleri, dev ekranlar, küçük ekranlar, geriye sayan trafik ışıkları, projeksiyonlar, kalıcılar, geçiciler ve nicesi, dinlesek de dinlemesek de devamlı yüksek sesle bize bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Nereye gittiğimizi (nereye gidebileceğimizi), ne yapmamız ve yapmamamız gerektiğini, bazen nasıl yapmamız hatta neden yapmamız gerektiğini onlardan takip ediyoruz.
Bir yandan cılız kanunlarla denetlenmeye çalışılsalar da diğer yandan—özellikle kamusal mekânda—bir görüşe göre sarmaşıklar bir diğerine göre ise kanserli hücreler gibi yayılıyorlar. Acaba biz, şehrin sakinleri, onlara karşı bir çeşit seçici körlük geliştirdik mi? Bu tek yönlü iletişimde efendi mi yoksa köle konumunda mıyız? Onlarla ya da onlarsız yaşayabiliyor muyuz? Fonksiyonlarını ne kadar yerine getirebiliyorlar ve hatta ne kadarı-ne açıdan gerekli ve ne kadar fonksiyonel? Şirketler ve kurumlar, sermaye ve halk ne oranlarda söz sahibi ve/veya olmalı? Devasa bir basılı malzeme hayat kurtarabilir/harcayabilir ya da değiştirebilir mi?
Bu sorular, İmkanmekan’ın “Tabela: Kent Hayatına Yön Veren Görseller” söyleşisinde Burak Altınışık, Efe Duyan, Ömer Kanıpak ve Sait Ali Köknar’ın katılımıyla tartışıldı.
Üretici ve tüketicisi kesin sınırlarla tanımlanmamış bir mecra olarak iki boyutlu görseller, kentliler için diğer kamusal tasarım uygulamalarından nedense daha az dikkat çeker durumdalar. Dosya kağıdına alınmış bir çıktıdan devasa bir ışıklı panoya kadar her an kamusal mekânda arz-ı endam ederken, yerine getirip getirmedikleri fonksiyonlar ya da gündelik hayata yaptıkları olumlu/olumsuz katkılar nadiren tartışma alanı buluyor.
Bir yanda tanımı daima sübjektif kalsa da genel-geçer bir kavrammışcasına dillendirilen görüntü kirliliği, diğer yanda da onu yaratanların konumları ve daha önemlisi hakları, tartışmada en çok üzerinde durulan konulardı. Yerel yönetimler bir yandan bu sebebi öne sürerek çeşitli regülasyonlar yürürlüğe sokarken diğer yandan hem kendi uygulamaları hem de verdikleri izinlerle bu regülasyonların ruhuyla çelişebiliyorlar.
Bu noktada tartışma, tabelaların kamusal mekânın dikey yüzeylerdeki tezahürü olarak yorumlanması gerektiği ve aktörlerinin kamusal mekânda sahip olduğu anayasal haklara aynen sahip olması gerektiği fikrine odaklandı. Mesela yakın geçmişte Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki uygulamada olduğu gibi, içinde bulundukları tarihsel doku göz önüne alındığında makul bir estetik yaklaşım olarak görülerek kurallaştırılan tek tip dükkan tabelaları (ahşap üzerine prinç), tabelanın asıl sahibinin söz hakkını elinden alıyor.
Kamusal yaşam kalitesini artıtırken bütün aktörlerin sürece dahil olmasını savunan İmkanmekan olarak bu meselenin olabildiğince geniş çevrelerce tartışmaya açılmasını umuyoruz.
Söyleşi sonrasında hazırlanan ve katılımcıların değerlendirme metinlerini içeren kitapçığı indirmek için tıklayınız. [PDF, 661 Kb]
-
imkanmekan
-
misafir
-
abc
imkanmekan yolda
“İstanbul metrosu dakik işliyor, içi pirüpak, kimse
kimseyi taciz etmiyor. Bu size de garip gelmiyor mu?
Ne de olsa otobüse de metroya da binen -aynı- İstanbul
halkı, ama metro vagonları ilk günkü gibi; koltukların
üzerinde ne telefon numaraları ne de içinden zikzaklar
geçen kırık kalpler çizilmiş”
— Itır Arda, 2003
“Yolda atölyesi” kentlinin çoğu zaman zorunlu kamusal
mekanları olan, gündelik yolculuklarının geçtiği taşıt [...]
Apartman